Başa Dön

Peygamberimizin (sav) Hüküm Koyma Yetkisi

Peygamberimizin (sav) hüküm koyma yetkisi ile ilgili olarak bazılarının hadisleri inkar edip, O’nu dinde etkisiz kılmaya çalışma gayretini görüyoruz.  Hristiyan misyonerlerin yapamadığı işi üstlenip İslam dinini tahrip davası güdenlerin temel prensibi haline gelen “hadis inkarında” aşırıya gidip işi Peygamberimize dayandıranlar artık “Peygamber şeriat koyamaz, Peygamberin hüküm koyma yetkisi yoktur, Peygamber helal haram koyamaz, Peygamber Kur’an-ı kerimi yorumlayamaz” demeye başladılar.

Onlara göre bunların hiçbirisini peygamber yapamaz ama kendileri pek ala yapabilir… Kuran’ı istedikleri gibi yorumlar, istedikleri manayı çıkarır, istedikleri ayeti görüp diğerini görmezden gelirler. Ayetleri istedikleri gibi yorumlarlar. Ayetlerin zahiri manasından fıkıh çıkarır fetva bile verirler…

Şimdi bu konuda şuurlanmamız için Kur’an-ı Kerimden deliller ortaya koyacağız. Bu delilleri inci tanesi gibi dizeceğiz. “Hadis kabul etmem, sadece Kur’an” diyenlere “İşte al sana Kur’an” diyeceğiz…

Yukarıdaki iddiayı gündeme getirenler şu ayetleri kendilerine delil olarak alırlar:

“Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz! O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir. Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı mutlaka onu kudretimizle yakalardık. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik. Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı.” Hakka, 42-47

Ayet-i kerimeye zahiri olarak bakan kişinin bile böyle bir mana çıkarması imkânsızdır. Ayette Peygamberimizin (sav) Allahu Teala’ya isnat ederek hiçbir şey söylemeyeceği, söyleyemeyeceği belirtiliyor. Yani bu ayet aslında Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)i bütünüyle tasdik ediyor ve O’nun İslam, din, şeriat adına sarfettiği her sözün Allah’u Teala’nın teminatı altında olduğunu beyan ediyor. Çünkü ayette geçen tehdit Peygamberimiz hakkında gerçekleşmemiştir.

Sahabeler ve ümmet, Kur’an-ı Kerimi Peygamber Efendimizin iki dudağı arasından almışlardır. Peygamberimiz bunları ayet olarak yazılmasını tayin ettiği vahiy kâtiplerine emretmiştir. Ve Peygamberimiz kendi sözlerinin bu ayetlere karışmaması için ilk önceleri hadislerin yazılmasını bile yasaklamış, daha sonra serbest bırakmıştır. 

Bunun dışında Allahu Teala’nın kendisine bildirdiği ancak ayet olarak okunamayan şeyleri de “Rabbim bana bildirdi” “Allah (Celle Celaluhu) bana bildirdi” gibi ifadelerle aktarmıştır. Bunlara da hadis-i kudsi diyoruz. Bütün bunlar Peygamberimizin mubarek ağzından çıktığı halde hiçbiri birbirine karışmamış ve kategorize edilmiştir. Dolayısıyla bu iddianın içi boştur. İnkarcıların iddiasının tersine ayetler Peygamberimizi tasdik etmektedir.

Alttaki delillerden de anlayacağınız üzere Peygamber Efendimiz helal – haram hüküm koyma yetkisine sahiptir. Eğer bir kişi “Allah adına helal haram koyamaz” derse yukarıdaki ayetleri delil olarak gösterebiliriz.

O Kur’an-ı kerimi tebliğ, tebyin ve tefsir etme, Allah’ın izniyle helal ve haram koyma yetkilerine sahiptir. Bu konuyu ayetlerle ele alalım:

Tebyin ve Tefsir (Açıklama) Yetkisi

“(Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur’an’ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye.” (16/44)

Ayeti kerimede bildirildiği üzere Hazreti Peygamber, Allahu Teala’nın bildirdiği ayetleri açıklamakla görevlidir. Bu konuyu destekleyen bir başka ayet ise şöyledir:

“Ey kitap ehli! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada “Bize ne müjdeleyici bir peygamber geldi, ne de bir uyarıcı” demeyesiniz diye, işte size (hakikatı) açıklayan elçimiz (Muhammed) geldi. (Evet,) size bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Maide 19.)

Hüküm KoymaYetkisi

“Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Resulüne davet edildiklerinde, mü’minlerin sözü ancak ‘işittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.” (Nur 51)

Ayeti Kerimenin iniş sebebi çok manidardır. Peygamberimizin (sav) hüküm koyma yetkisi ile ilgili olarak, münafık Bişr ile bir yahudi hakkında nazil olmuştur. İkisi arasında bir arazi üzerinde ihtilâf çıkmıştı. Yahudi, Bişr’i, aralarında hüküm vermesi için Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’a çekerken münafık, Yahudiyi Ka’b ibnu’l-Eşref e gitmeleri için çekiyor, bir yandan da: “Muhammed bize haksızlık eder, zulmeder.” diyordu. Sonunda Yahudinin ısrarı ile Peygamberimiz’e gelip davalarını anlattılar; Allah’ın Rasûlü de Yahudi lehine hükmetti.

Ancak münafık, Hazreti Peygamber (Aleyhisselam)’ın hükmüne razı olmayıp: “Gel bir de Ömer’e davamızı anlatalım, ondan hüküm vermesini isteyelim.” dedi. Yahudi buna da razı oldu ve gidip davalarını Hazreti Ömer (Radıyallahu anh)’a anlattılar. Yahudi bu arada Hz. Ömer’e: “Hazreti Peygamber, benim lehime hükmetti de bu adam O’nun hükmüne razı olmadı.” dedi. Hazreti Ömer, o münafığa: “Öyle mi oldu?” diye sordu, onun: “Evet.” cevabı üzerine: “Beni burada biraz bekleyin, hemen geliyorum.” deyip evine girdi, kılıcını kuşanmış olarak çıktı ve münafığın oracıkta boynunu vurup öldürdü ve: “Rasûlullah’ın hükmüne razı olmayan hakkında benim hükmüm budur.” dedi de bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeleri indirdi.

Hazreti Ömer’in bu davranışı üzerine Cibril: “Ömer, Hak ile bâtılın arasını ayırdı.” demiş, bunun üzerine Hazreti Ömer’e: “el-Fârûk” lâkabı verilmiştir.

Ayeti Kerimenin ifadesi ile de anlaşılıyor ki Peygamberimiz hazreti Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kesin bir hüküm koyma yetkisine sahiptir. Mü’minlere düşen ise bu hükme razı olmaları ve gönülden kabul etmeleridir.

Allah ve Resulü Hükmedince Seçme Hakkımız Yoktur

“Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.”(Ahzab 36)

Bir önceki ayeti teyit eden bu ayet de Resulüllah’ın bir konu hakkında verdiği hükmü Allah’ın (Celle Celaluhu) hükmü ile eşit saymış, bir fark olmadığını vurgulamış, bu hüküm karşısında seçme veya çıkar bir yol aramanın batıl olduğunun altı çizilmiş ve bu hükmü kabul etmeyenlerin (Resulüllahın hüküm koyma yetkisi yoktur diyenler de dahil) aşikar bir şekilde sapıtacağını beyan etmiştir.

Haram Koyma Yetkisi

“Allah’a ve Resulüne itaat edin ki merhamet olunasınız” (Al-i İmran 132)

“İşte bu (hükümler) Allah’ın koyduğu sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır. Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve onun koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu ebedi kalacağı cehennem ateşine sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.” (nisa 13-14)

“Öyleyse Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve Allah’a karşı gelmekten sakının. Şayet yüz çevirirseniz bilmiş olun ki elçimize düşen sadece apaçık tebliğdir.” (Maide 92)

“Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal 46)

“Ey iman edenler! Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve işitir olduğunuz halde ondan yüz çevirmeyin.”(Enfal 20)

“Ey iman edenler, Allah’a itaat edin. Peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de (itaat edin). Eğer Allah’a ve âhiret gününe iman ediyorsanız, aranızda herhangi bir konuda ihtilafa düşerseniz, onu Allah’a ve elçisine götürün. Böyle davranmanız, daha iyidir ve sonuç itibariyle daha güzeldir.” (Nisa, 4/59)”

İslam alimlerine göre, bu ayette söz konusu edilen “aranızda herhangi bir konuda ihtilafa düşerseniz, onu Allah’a ve elçisine götürün” mealindeki emirden maksat, işi Allah’ın kitabı Kur’an ile hayatta olduğu müddetçe Hz. Peygamber (asm)’in kendisi, vefatından sonra ise, onun sünnetine göre çözmek demektir. (bk. Abdulğani Abdulhalık, Hücciyetu’s-Sünne, 298)

İmam Şafiî de bu ayetin yorumunda şunları söylemiştir: Ayette geçen “itaat” kelimesinin Allah için olduğu gibi, Hz. Peygamber (asm) için de ayrıca tekrarlanması, Onun  Kur’an’ın dışında yaptığı emir ve yasaklarına karşı da itaat etmenin gereğine işaret etmek içindir.

Efendimizin (SAV) Hüküm Koyma Yetkisi
Efendimizin (SAV) Hüküm Koyma Yetkisi

“Sizden olan emir sahiplerine de” ifadesinde görüldüğü üzere, emir sahipleri için ayrıca bir “itaat” kelimesinin kullanılmaması, aksine cümle içerisinde (atıf yoluyla) Allah ve Resûlüne karşı yapılması istenen itaate tâbi kılınarak ifade edilmesi, onlara yapılacak itaatin mutlak olmayıp, Allah’ın kitabı ve elçisinin sünnetine uyma şartına bağlı olduğunu göstermek içindir. (İmam Şafii, er-Risale, 79-80)

Resurullah'ın (sav) Kendi İçtihadleri

Resulullah’ın (sav) bazı sözlerine, Allahü teâlâ, düzeltmede bulunmuş ve affettiğini bildirmiştir. Tevbe suresi, 43. âyetinde mealen,

(Hay Allah seni affetsin [iyiliğini versin]; [mazeretinde] doğru olanlar ile, yalancı olanlar belli olmadan, niçin onlara izin verdin?)

buyurulmuştur. Demek ki ictihadla söyledikleri de var. Ashab-ı kiram, Peygamber efendimizin (sav) Kur’an-ı Kerim dışındaki mübarek sözlerini anlamak için, (Ya Resulallah, bu vahiy mi, yani Allahü teâlânın kesin emri mi, yoksa kendi ictihadınız mı?) diye sorarlardı. Peygamber efendimiz de, vahiyse vahiy, değilse kendi ictihadı olduğunu bildirirdi.

İctihad makamına varmış bulunan yüksek kimseler, kendi ictihadlarına göre hareket etmek mecburiyetindedir. Başka müctehidlerin ictihadlarına tâbi olamazlar. Hatta Peygamberlerin zamanlarında da, sahabeden biri, kendi Peygamberinin ictihadına uymayan ictihadda bulunursa, kendi ictihadına göre hareket ederdi. Peygamberler de ictihad ederlerdi. Fakat ictihadlarında hata ederlerse, Allahü teâlâ, derhal Cebrail aleyhisselamı göndererek, hataları vahiy ile düzeltilirdi. 

Yani Peygamberlerin ictihadları hatalı kalmazdı. Peygamberimizin (sav) hüküm koyma yetkisine başka bir örnek de şudur; Bedir gazasında alınan esirlere yapılacak şey için, Server-i âlem bazı Sahabe-i kiram ile birlikte bir türlü, Hazret-i Ömer ise, başka türlü ictihad etmişti. Sonra, âyet-i kerime gelerek, Allahü teâlâ, Hazret-i Ömer’in ictihadının doğru olduğunu bildirdi. Esirlerin öldürülmesi olayında, Resulullahın amcası Abbas ve daha bazı esirler daha sonra Müslüman oldular. Sadece Hazret-i Abbas’ın soyundan binlerce âlim, büyük zatlar geldi. Eğer öldürülmüş olsaydı, bu nesil gelmeyecek ve kendisi de Cehennemlik olacaktı. Buradaki yanılmanın ne kadar rahmet olduğu meydana çıkıyor.

Peygamberimizin (SAV) hüküm koyma yetkisi ve benzeri konulardaki içeriklerimizin belgesel videolarını izlemek ve yeni içeriklerimizden haberdar olabilmek için Youtube kanalımızı takip edip bildirimleri açabilirsiniz. https://www.youtube.com/@KisasiEnbiya

Peygamber efendimiz (sav) tarafından böyle ictihadla söylenenler, dini emir ve yasaklara ait hüküm ise, düzeltildiği için, neticede Peygamber efendimizin (sav) söyledikleri vahiy oluyor, yani son söylediği vahiy oluyor. Vahiysiz dine ait hüküm yoktur.

Sonuç

“Kur’andan başkasını kabul etmeyiz” diyenlerin aslında onu da kabul etmedikleri ortada değil midir? “Alın size Kur’an ve alın size ayetler” dendiğinde bunları da kabul etmiyorlarsa tabi ki diyecek bir sözümüz yok.

Görüldüğü üzere Allahu Teala, Resulüne helal ve haram koyma, hüküm koyma  yetkisi vermiş, Resulüne itaati kendine itaat ile bir tutmuş, Resulüne isyan ile kendine isyanı ayırmamış ve birlikte zikretmiştir. Bu ayetlerden Resulüllah’ın hüküm, emir ve yasaklarına itaatin ne kadar mühim bir mesele olduğu anlaşılmaktadır.

Bütün bu ayetlerden anlaşılacağı üzere Resulüllah Efendimiz Kur’an-ı sadece tebliğ etmekle değil açıklamakla, beyan etmekle de vazifelidir. Hüküm koyma yetkisi (şeriat), helal ve haram belirlemeye yetkisi vardır. Mü’minlerin bu hükümlere itaatten başka seçecekleri yol yoktur.

Yine âyetlerden bizzat Yüce Allah’ın (c.c.) garantisi ve şahitliği ile anlaşılıyor ki, Hz. Peygamber (sav) bütün sözleri, fiileri ve takrirleriyle doğru yoldadır ve insanları doğruya götürmektedir. Böyle bir şeyin mümkün olmaması ile birlikte şâyet O, kendisine uyanları doğru yoldan ayırmış veya Yüce Allah adına Kur’ân veya hadîs olarak (haşa, böyle bir ifadenin O’nun için zikri bile hoş değil!) bir söz uydurmuş olsaydı elbette Cenâb-ı Allah, bir âyet-i kerîmede işaret ettiği gibi buna en ağır bir şekilde müdâhale ederdi. Bu da Kur’ân’ın ve O’nunla birlikte sünnetin sağlamlığını bağlayıcılığını açıkça ortaya koymaktadır.

Netice olarak diyebiliriz ki: Yüce Allah’ın beşere kendi içinden birisini örnek seçerek bir peygamber göndermiş olması insanlık için en büyük bir lütuftur. O’na inanmak sadece O’nun peygamber olduğunu tasdik etmek demek olmayıp, O’na itâat etmeyi de gerektirir.

Yüce Allah O’nu bizzat kendisi terbiye etmiş, kitabında O’nun üstün bir ahlâk sahibi olduğunu ve örnek olarak alınması gerektiğini ifâde etmiştir.

Prev Post

Peygamberimiz (sav) İnsanların ve Enbiya’nın En Üstünüdür

Next Post

Hanif Dini (Haniflik Dini) Diye Bir Şey Var Mıdır?

post-bars